Devrimci Halk Savaşı- 1

0

Bundan önceki kısımda Devrimci Halk Savaşı’nın bağlı olduğu amaçlar ya da yerine getireceği görevler üzerinde durduk. Önderliğimiz tarafından temel amaç olarak, “Varlığını Koruma ve Özgürlüğünü Kazanma” tanımı getirilmişti. Varlığını korumak, yani soykırımı durdurmak, yok etmek, ulusal ve toplumsal varlığı güvenceye almak, onun yaşam güvenliğini ortaya çıkartmaktır. Özgürlüğünü kazanmak da, elbette her düzeyde toplumsal özgürlüğün sağlandığı bir demokratik sistemi, demokratik toplum sistemini ortaya çıkartmaktır. Sadece dar bir ulusal özgürlük ile sınırlı değiliz. Dikkat edilirse, ulusal özgürlük mücadelesini; dil, kimlik, kültür özgürlüğü mücadelesini bir paradigma mücadelesi halinde ele alıyoruz. Sınıflı, cinsiyetçi toplum sisteminin aşılarak her kesimin, her kişinin, bütün toplulukların özgürce katıldığı, örgütlü olarak yer aldığı, yaşamlarını kendi örgütlülükleri temelinde özgürce sürdürebildikleri bir demokratik sistemi ortaya çıkartmayı hedefliyoruz.

Bazıları bunu dar bir dil kültür sorunu gibi ortaya koymaya çalışıyorlar. Bazıları ‘bu özgürlükleri devletle sağlayabiliriz’ diyorlar. Biz, bu iki görüşü de doğru bulmuyoruz. Kürt sorunu, ulusal sorun ne dar bir dil kültür sorunu, kültürel özgürlükle yalnız başına çözülebilecek bir sorun, ne de devletin özgürlük ve demokrasi getirmesiyle çözülecek bir sorundur. Kürt sorunu kapsamlı ve bütünlüklü bir sorundur. Aslında hiyerarşik devletçi sistemin yarattığı bütün toplumsal sorunları içinde taşıyan bir sorundur. Kapitalist modernitenin hakim kıldığı sorunların hepsini şimdi yaşıyor. Dolayısıyla dil kültür özgürlüğü bile ancak bütünlüklü bir toplumsal özgürlük yaklaşımıyla, kadın özgürlüğü ekseninden başlamak üzere, tüm toplumsal kesimlerin, bireylerin, azınlıkların ekonomiden güvenliğe kadar bütün alanlarda özgür yaşayabilecekleri bir sisteme ulaşmayı ifade ediyor. Onunla birleştiği zaman ancak gerçekleşebilir, kalıcı olabilir. Önder Apo, geçmişte de ‘ancak özgür bir halkın dili özgür olabilir’ dedi. Kendisi özgür olmayan halka dil ve kültür özgürlüğü getiremezsiniz. Köle bir halk özgür konuşamaz, özgür düşünemez ve yaşayamaz. O bakımdan da özgürlüğü daraltıcı yaklaşımlar doğru değildir. Onlar dar milliyetçi yaklaşımlar oluyorlar.

Diğer yandan yine devletçi, milliyetçi yaklaşımlar da çözümleyici değillerdir. Kürd’ü, Türkçe veya Arapça soykırımdan geçirmek değil de, Kürtçe soykırımdan geçirmek gibi bir şey oluyor. Bazıları bunu bir ilerleme sayıyorlar. Hiç olmazsa ölecekse de, anladığı dilden ölsün denebilir. Fakat biz bu ehveni şer yaklaşımını doğru bulamayız. Bir özgürlük hareketi olarak kendimizi böyle bir ilkede, anlayışta tutamayız. Ölmemesini ve özgür yaşamasını sağlatacak, yaratacak bir yaklaşımı elbette esas alırız. O bakımdan da devletin özgürlük değil, toplumsal özgürlükleri, demokrasiyi, doğal toplumu, toplum doğasını parçalayan, darbeleyen, bölen, çatıştıran, çeliştiren, ona egemenlik ve kölelik getiren, baskı ve sömürü yaratan bir sistem olduğunu anlamamız gerekiyor.

Devleti kutsayan, öven düşüncelerin hepsi devletler tarafından üretilmiş düşüncelerdir. Toplumlar üzerinde, insanlar üzerinde egemenlik kurabilmek için yaratılmışlardır. Eğer gerçekten bir devletçi kişi değilsek, devletçilikten beslenen, yemlenen konumda değilsek o zaman gerçekçi bakmamız lazım. Bütün kötülüklerin kaynağını ‘özgürlükleri, güzellikleri, iyilikleri de yarat, sen bunun yaratıcısı olacaksın’ diye ele alamayız. Bu, tutarsızlık olur. Zaten dikkat edilirse bu, şimdiye kadarki özgürlük düşüncelerinin, eylemlerinin yaşadığı temel iç tutarsızlıktı. Onun için hep birer eylem ve güzel arayış olarak kaldılar. Geçici gelişmeler olabildiler. Toplum doğasını geliştiren, demokratik yapıda ilerleten bir sistem olamadılar. Bu çelişkiyi de devletçi düşünce ortaya çıkarttı. Doğal toplumu parçalarken, toplumsal zihniyeti de bu biçimde yeniden yapılandırdı. Kendi egemenliğini sürekli kılacak, varlığını sürekli yaşatacak bir zihniyet temeline oturttu. İşte bu, oradan geliyor. Bunu bilmek ve anlamak zor değildir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.