Bu Dünya’yı Sevgi Kurtaracak: Sevginin sahibi Eriş ve Andok’a

0

Axin Mahir Dicle

Dünyamız gittikçe çirkinleşiyor, bu çirkinler içerisinde, güzel şeylerin kaldığına inanmak içinse karanlıklar içindeki tek ışık hüzmesi oluyor PKK. PKK’de gelişen yoldaşlık, adanmışlık, inanç ve umut tutuyor bizleri ayakta. Tarihten bugüne katliamlarla yazdıkları tarihimiz, PKK ile yeniden yazılıyor. Bu direniş ve uyanış destanı içerisinde güzel insanların güzel hikayelerine şahit oluyoruz. Yüreklere değen bu hikayelerden birini anlatacağım sizlere.

Sevginin anlamına erişmiş hakikat yolundaki iki genç yüreğe değecek sözlerimiz. 27 Mayıs 2012 yılında Kayseri’de fedai eylem yapan iki can parçası adeta yoldaşlığın dile gelmiş hali sevginin adı olacaklardır. Eriş ve Andok yoldaşlar.

Eriş, Gever’in direniş kokan sokaklarından çıkan, Kurdistanın özgürlüğünü yaşamının  ortasına koyan bir can olurken, Andok Amed’in isyan dolu tarihinden çıkıp gelecekti. İki canın yolları PKK özgürlük mücadelesinde birleşecek, yoldaşlığı, sevmeyi, sevilmeyi, fedailiği birlikte öğrenecek ve eylemleri ile Kurdistan özgürlük mücadelesi militanlarına ve Kurdistan halklarına umut olacaklardı.

Yaşanmışlıklar ve hissedilenler karşısında kelimeler küçüldüğü gibi sessizliğe sığmayacak kadar da büyüktür. Yani hissedileni anlatmak imkansızlaşır bazen. Yine de anlatmak gerekir, dil döndükçe, kalem yazdıkça…

 

Andok ve Eriş’in mücadeleleri, yaşadıkları toprağın tarihsel sorumluluğu ile doluydu. Şehit Andok fedai eylem raporunda yaşamını şöyle anlatıyor; “Adım Rezzan Andok, 1986 Diyarbakır Silvan doğumluyum. Aslen Batman’ın Kozluk ilçesi Beştarak(Golaye) köyündenim. Devlet baskısı ve ekonomik sebeplerden kaynaklı aile Diyarbakır’ın Silvan ilçesine göçtüğünden dolayı orada doğup büyüdüm. Ailem yurtseverdir. Özellikle çalışmaların yoğun olduğu ve bu çalışmaların ciddi bir biçimde çevrede de etkisini gösterdiği bir dönemde yurtseverliğini korumuş, düşman karşısında duruş sahibi olmuş bir geleneğe sahiptir. Bunun yanında içinde büyüdüğüm çevre de aynı biçimde bir tuttum sahibi olduğu için partiyle tanışmam çok zor olmadı. Çatışmaların Silvan’a yayıldığı, devletin kontra-gerilla örgütlemesi, Hizbullah’ın katliamları, faili meçhullerin yoğun olduğu dönemi yaşamam partiye olan ilgi ve katılımım üzerinde ciddi bir etkisi oldu. Yaşanılan olaylar, devletin aile üzerindeki baskısı (özellikle babamın o dönemde sık sık gözaltına alınıp işkence görmesi), düşmana büyük öfke ve intikam duygularımın gelişmesine neden olurken bununla birlikte örgüte büyük özlem ve tutkuyu yarattığını, küçük yaşta olmama rağmen yaşanılan çelişkilerden bu sonuca ulaştığımı söyleyebilirim.”

Hani dedik ya bazı insanları anlatmayı kelimeler küçük, sessizlikler anlamsız kalır diye. İşte o can parçalarından biriydi Andok, PKK’de yaşamın anlamının şu sözlerle anlatıyor: “PKK’de yaşam kendini tüm özgürlük değerlerine adamaktır. Bu yönüyle bizler artık kendimizin değil tüm insanlığındık. Çünkü Önder Apo kadar hiç kimse tüm insanlık için bir ruh ve bilinç yaratmamıştı. Önder Apo’nun yaratmış olduğu paradigma tüm insanlığa hitap ediyor. Bizler katılacaksak bu paradigmaya göre, savaşacaksak bu paradigmaya göre savaşmak zorundayız. Bende olduğu gibi kuşkusuz herkesin birçok gerekçe ve intikam duyguları vardır. Önemli olan bunları örgütlemek, düşmana büyük darbe vuracak düzeye getirmektir. Bizler Önderlik ile buluşmadıkça bir hiçiz. Bunun için düşmana büyük vuracak koşulları barındıran partiye katılmak gerekiyor. Varsa bir gücümüz parti ile yoğurmamız gerekiyor. Ancak partileşerek büyük bir savaşım verilebileceğinden hiç kuşku duymamak gerekir.”

Eriş, Gever sokaklarının direniş kokusunu üzerinde taşıyan, tarihin kutsal emanetini zafer ulaştırmaya yemin etmiş yoldaşım…

Şehit Eriş, şöyle anlatıyor yaşamını; “Her insan doğduğunda doğduğu yerin ve mensup olduğu halkın içinde bulunduğu durumla eş değer bir gelişim gösteriyor. Tabi Kürt halkı için yaşamın adının ‘’ÖLÜM’’ olduğu gerçeğini unutmadan , hep yalan yanlış bir tarihle yaşamaya inandırılmışlık üzerinde her türlü soykırımların denendiği, kendi kimliğimizin, gerçeğimizin dışında bir yaşam mücadelesi içinde yaşamaya, aslında yaşamamaya mahkum bırakılmış yaşam biçimini bizler de kapitalist modernite sisteminin ördüğü ağlar içinde sürüklenerek yaşamaya çalışıyorduk. İnsanlar isimlerini koyamadığı şeylerin karşısında nasıl davranacaklarını ve kendilerini nasıl savunacaklarını bilemezler. Bu kadar yalan bir dünyada bir de kişilik ve aile çarpıklığı eklenince içinden çıkılması zor yaşamlar yaşanıyor.”

Şehit Eriş’in yaşamın hakkını vermek isterken, bilge insana bağlılığını şöyle tanımlar: “Önderlik felsefesi ve ideolojisinden mayalanarak PKK’de gördüğüm yaşamın gerçek sırrı ve yaşam bilincini yüksek kavrama düzeyi doğrultusunda yürümek ve o anı kanatlarımı çırpıp özgürlüğe ulaşmanın eylemi içinde olmak istiyorum. Önderliği anımsatan, anlatan, yaşayan, yaşatan, hisseden ve pratikleştiren herkes ve her şey beni daha çok kendine çekiyor. Her yönüyle anlamlandırma beni daha çok eylemli kılınmaya yetiyor. Kendimi ve Kürt gerçekliğini tanımama yol açan Önderlik gerçeğine karşı kişi olarak kendimi daha pratikleştirerek eylemli kılmak az da olsa cevap olmak istiyorum.”

Karanlıkların reva görüldüğü bu iki yiğit Kurdistan evladını anlatmaya, ne şarkılar, ne şiirler ne de yazılar yeter bu iki yiğidi yaşamak gerekir, sevgilerine ortak, adanmışlıklarına can suyu olmak…

Eriş olmak, Andok olmak…

Yaşamı iliklerine kadar fedaice yaşamak…

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.